AnasayfaGaleriKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 BU KADAR SEVEBİLİRMİSİNİZ?

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Salus
Site Kurucusu
Site Kurucusu
avatar

Mesaj Sayısı : 1486
Rep : 4003
Reputation : 0
Kayıt tarihi : 10/09/09
Yaş : 25
Nerden : Adana

MesajKonu: BU KADAR SEVEBİLİRMİSİNİZ?   C.tesi Eyl. 12, 2009 6:11 am

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez....

Biri tıpta okuyordu,
öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan

sonra, bir kere, bir kere, bir
kere daha karşılaşabilmek için, hep

aynı saatte, aynı duraktan, aynı
otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç...

Birbirileriyle konuşacak
cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama

sonunda başrdılar. İkisi de her
sabah otobüse bindikleri semtte

oturmuyorlardı aslında. Delikanlı
arkadaşında kaldığı için o duraktan

binmişti otobüse, kız ise
ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek

için, her sabah erkenden
evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa,

onların durağına
geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...

Okullarını
bitirince hemen evlendiler.

Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz,
bazen parasız kaldılar

ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve
elleri hiçbir şeyi

umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde
de ünlü bir

doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular.
Zaman aşımına

uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para
kalmadığı için

ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek
uğuruna

bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler
günleri,

yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü...


Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman

çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek,

bencillik olur"

diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine,
sevgilerini büyüttüler...
"Senin için

ölürüm" derdi kadın, sımsıkı
sarılıp adama ve adamda"Hayır, ben senin için
ölürüm" diye yanıt verirdi
hep...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın,
"Bir tanem,
kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında
başka bir
not olurdu,

"Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok
sevdiğimi sakın

unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu
notları

okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek,
kimi

zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla


karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....


Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun
hep
birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların

ortalarına geldiklerinde,

daha az çalışmaya karar verdiler. Adam,
hastaneden ayrıldı ve
muayenehanesinde

hasta kabul etmeye başladı.
Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece

özel projelerde görev aldı.
Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir
gün sahilde dolaşırken, harap
durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık"
levhası asılı olan. "Ne
dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi
yıktırır, harika bir ev
yaparız.

Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları
kahvaltıya

davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen
istersin de ben hiç
hayır diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam.
"Amerika'daki tıp kongresinden
döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para
olursa olsun, burası bizimdir
artık...."

Sadece bir hafta ayrı
kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu
adam

Amerika'ya
giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları
içinde


kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir
tuhaflık
olduğunu

fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor,
konuşmaktan kaçınıyordu.

Onu neşelendirmek için, sahildeki evi
hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi

kadın ama hiç beklemediği bir cevap
aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi
aşıyor. Sen en iyisi o evi unut...
"Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış
insanlara daha da acı, daha da
çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu
beklenmedik misafiri. Derdini
söylemesi için yalvardı adama, "Senin için
ölürüm, biliyorsun, ne olur
anlat" diye dil döktü boş yere...

Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve
sevgisiz biriyle yer değiştirmişti

sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton
duvarlara çarpıyordu kadın, her
çarpmada daha fazlakanıyordu yüreği...


Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği

arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım"

diye sözünü

kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam
karşısındaki

restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra
sarmaş dolaş

biniyorlar arabaya...."

"Sus, sus çabuk, duymak
istemiyorum bu yalanları" diye

bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını,
kendisini kıskanmakla suçladı....
Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen
karşısında bir köşeye sindi
sessizce ve peri masallarının sadece masal


olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç


çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl


sarıldığını gördü adamın...Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp,

bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı

suratına her şeyi.

İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların
değişebildiği, insanların orta yaşa

geldiklerinde farklılık aradığı gibi
bir şeyler geveledi ağzında ve

bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan
çıkarken, "son bir kez kucaklamak

isterim seni" diyecek oldu ama kadın,
"defol" dedi nefretle...

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk
hikayesinin böyle son

bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının
desteğiyle ayakta kalmaya

çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte
Amerika'ya yerleştiğini

öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala
sevdiğini hissedince, ağlama

nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az
onun kadar yoğun bir duygu olan

nefretin alması için dua ediyordu.
Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı

olduğu söylenen zaman bile,
kadının derdine çare olamamıştı. Bir

sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle
uyandı. Kapıyı açtığında,

karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne
yüzle geliyorsun" diye bağırmak

istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri
girmeme izin ver, mutlaka

konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın.
Kanepeye ilişti ve zor

duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey
göründüğü gibi

değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü.
Geçen yıl

Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık


bir senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi


onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden


uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi.


Ailesine de haber vermedi.

Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz
yalanını yaydı.

Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir
ev tutmuştu. Tedavi

görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece
fenalaşmış,

bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu
vermemi istedi..."

Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu
kadın. Hemen

oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı
neden sonra

akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu
kutuda. İlk

kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem"


diyordu...

Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç


vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru

söylediğini
bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim"

"Şimdi bana söz vermeni
istiyorum." "Benim için

yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline
alırken, kutuda bir

anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta
şunlar yazılıydı:

"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre
yaptırdım.

Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni
izliyor
olacağım...."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://darkrock.yetkinforum.com
 
BU KADAR SEVEBİLİRMİSİNİZ?
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: EĞLENCE ve SERBEST KÜRSÜ :: Hikayeler-
Buraya geçin: